Beynimizde
bilgileri topladığımız yeri kocaman bir arşiv odası gibi düşünün. Hayatınız
boyunca aklınıza kaydettiğiniz gerekli ve gereksiz tüm bilgiler burada. Adresiniz,
telefon numaranız, sevdiğiniz insanların doğum günleri, zorlukla ezberlediğiniz
matematik formülleri… Şimdi de birisinin bu odaya girdiğini ve ifadesiz bir
suratla her şeyi ateşe verdiğini düşünün. Her şeyi yavaş yavaş unutmaya
başladığınızı düşünün. Birisi telefon numaranızı sorduğunuzda bile boş boş
baktığınızı düşünün. Beş dakika önce görüştüğünüz insanın yüzünü unuttuğunuzu
düşünün. Beyninizdeki yangını durduramıyorsunuz ve ateş büyüdükçe sizi bitmek
bilmeyen bir öfkeye çekiyor. İşte benim hayatım bu.
Her
zaman neden böyle bir insan haline geldiğimi düşünürüm. Çoğu insan kendini
dünyanın merkezinde sanarken benim neden kendime layık gördüğüm yerin bir çöp
tenekesi olduğunu düşünürüm. Neden bir türlü kendimle barışamadığımı düşünürüm.
Tüm zamanım düşünmekle geçer ama hiçbir noktaya varamam.
Evet,
biliyorum tabii. Sınıftaki kızın kendini ‘’prenses’’ sanıp etrafına ışıklar
saçması, benim öte yandan tüm karanlık enerjim ve suratsızlığımla herkesi
terslemem birdenbire olmadı. Her şey iyiyken birdenbire uyanıp kendime güvensiz
bir ezik olmadım. Bunlar insanların farklı yollardan geçmiş olmasıyla ilgili.
Aslında bunlar daha çok ailenle ilgili.
Bugün
dondurucu soğukta kütüphaneye yürürken ve kütüphanede yeni kitaplar seçerken ailemden neler
öğrendiğimi düşündüm.
Ailem
bana küçüklükten beri kendimi değersiz biri olarak görmem gerektiğini söyledi.
Hayır, bunu yüzüme karşı söylemediler ama davranışlarının alt mesajında bu
vardı. Bana hep insanların gerisinde durmam gerektiğini söylediler. Yeteneksiz
olduğumu ve kendime güvenmememi söylediler. Bana olan davranışlarıyla çoğu şeye
aklımın yetmediğini ve hep diğerlerine uymam gerektiğini öğrettiler. Asla zorluk
çıkarmamamı ve ezilip geçilmemi.
Aslında nerdeyse yirmi yaşına gelmiş birisi
olarak bu davranışlarım için ailemi suçlamak biraz çocukça geliyor ama şu anki
kişiliğimin temellerini onların attığı gerçek.
Bunu
bana rehberlik hocamda söylemişti. Örneğin annem bana ‘’Senin dershane masrafın
yüzünden yeni koltuk takımları alamadım.’’ dediğinde çok takmamış olsam da alt
mesaj olarak ‘’Sadece yük oluyorum.’’ mesajı aldığım bir gerçek. Yoksa hiç
kimse çocuğunu tacize uğradığında buna ses çıkartamayacak birisine dönüştürmek
istemez.
Örneğin anneme göre dışardaki insanlara asla güvenmemem gerekiyordu. Dış dünyaya açıldığımda
başıma kesinlikle kötü bir şey gelirdi, ben de ona inanıp odama kapandım. İçime
kapandığım için bana kızdı. İnsanları hep terslediğim için beni garipsedi. Hiç
kimseyle tanışmak istemediğim için beni azarladı. Bende kulaklığımı takıp
dediklerini umursamamaya başladım, çocukluk dönemim geçmişti artık ama o alt
mesajların hepsi bu kişiliğimi oluşturmuştu.
Ailemin bana verdiği alt mesajlar ve benim
edindiğim tecrübelerle birlikle değiştim. İkiyüzlü, hiç kimseyi sevemeyen ve
öfkeli birisi oldum. Tüm dünyaya siktir çektim, dünyanın da umurunda olmadı ben
de bildiğim gibi yaşamaya devam ettim. Yazdım, yazdım, yazdım. Hiçbir sonuca
ulaşamadım ama yazmaya devam ettim. Her şeyden kaçan bencil birisi oldum ve
bundan hiç rahatsızlık duymadım. Başkasının doğrusunu kabul etmeyen ve
yalnızlığımla yaşayan birisi oldum. Hayatta hiçbir anlam bulamadım.
Psikoloğa gittim ve bana yaşamam için bir
sebep vermesini söyledim. Bir hafta sonra klişe bir konuşma yaptı ve ‘’Her şeye
rağmen yaşamalıyız.’’ dedi. Boş boş baktım, bu hayatımda duyduğum en aptalca
nedendi. ‘’Anladım.’’ dedim ve bir daha da gitmedim. Zaten sadece arkadaşımın
baskısı sonucu katılmıştım. Bir daha gitmeyerek bir saat boyunca gergin bir
bakışmadan onu da beni de kurtardım. Sonra Nietzsche’nin ‘’Yaşamayı bilmeyenleri
seviyorum, isterse batan olsunlar zira onlar aşanlardır.’’ lafını hatırladım ve
iyi hissettim. Yaşadıklarımla ve tercihlerimle bu noktaya geldim ve her şeye rağmen pişman değilim. Zaten beynimdeki yangını çıkartan kişi de bendim.

Bu bloğu çok seviyorum.
YanıtlaSilBöyle düşünmene çok sevindim ya, teşekkürler. *-*
SilBana mı öyle geliyor yoksa bu bloğa her uğradığımda teması mı değişiyor? Yeni koltuk takımı almışçasına bir hayırlı olsun diyeyim öncelikle. Sonra da Alice'in yorumunabir "like" atayım. Zira bende çok seviyorum.
YanıtlaSilHem can sıkıntısından hem içime sinmediğinden uğraşıp duruyordum ama bunu sevdim artık kalacak böyle. :D
SilÇok teşekkürler. ^^
şöyle bir şey var ki; bazı kişiler Nietzsche gibi dünyaya başka bir pencereden bakıyor. kimsenin pek uğrak vermek isteyeceği güzel bir manzaraya bakan bir yere. tıpkı bir ormanın arkasında kalan deniz gibi, çoğu kişi adım atmaz içinde tehlikeler olabileceğinden velâkin bazı cesur kişiler o sınırı geçip denizi görebilir. ayrıca bu teman hakikatten çok hoş olmuş merdiven çocuk. ^^
YanıtlaSiliçtenliğin gibi insanın içini ısıtan sıcak bir ortam sağlıyor.
Teşekkürler. :)
SilUmarım bende o denizi görebilenlerden olurum.
Bir an odamda olduğumu, masanın başında blog okuduğumu unutup iç sesimi dinlediğimi zannettim.
YanıtlaSilAilemizin verdiği alt mesajların kişiliğimizi oluşturduğu çok doğru. Üstelik ailemizin de kendi ailesinden yakınması şeklinde bir olay da var ki bu benim kafamı çok ama çok karıştırıyor.
Yalnız başıma sessizce ölme planları yapıyorum ama eğer bir salaklık yaparsam ve evlenirsem, bunun sonucunda bir çocuğum olursa asla silik bir kişiliğe sahip olmasına izin vermeyeceğim. Asla. Ne kendini dünyanın prensesi zannedecek kadar kör olmasına ne de kendini fazlalık olarak görmesine göz yumacağım.
Denge önemli şey.
(Bir de o psikologun ağzına tüküreyim ben.)
Benimle aynı düşünceleri paylaştığına sevindim. ^^
SilEvliliği salaklık olarak nitelendirme desem de bunun benim gibi biri tarafından söylenmesi saçma olur. (Ciddi şekilde evlilik fobim var çünkü.) Herkes nasıl mutlu olacaksa öyle yaşar umarım. :)
Haklısın denge çok önemli.