İlk yazımı 2015'te yazmışım buraya. O zamanlar lisedeydim, çok yalnızdım ve boğuluyordum. Yaşadıklarımı anlatabileceğim hiçbir yer yoktu ve bu blogu açtım. Artık o kadar yazamasam da bu blog hayatım boyunca sığınabileceğim bir liman olarak kalacak. Buradan yorumlaştığım hatta uzun uzun mailleştiğim insanlar oldu. Şu an nerede ne yaptıklarını merak etmeden duramıyorum. Umarım herkes iyidir.
Kısa ve anlaşılmaz cümleler yazıyor olsam da arada buraya uğramayı seviyorum. Hayatın getirdiği kaosun içinde sabit kalan ve değişmeyen tek yer burası çünkü. Hayatımdaki çok şeyi değiştirmiş olsam da hala bir adım ilerleyememiş gibi hissediyorum. Hatta yaşadıklarım sırtımda yük oluşturmaya devam ediyor. Şu noktada hayatımın kontrolünü kaybettim ve sadece bir yokuştan aşağı yuvarlanmasını izliyorum.
Çok kötü bir ilişki tecrübesi yaşadım. İlk ilişkimdi ve üç sene sürdü. Aptal değildim, bana yapılan kötü muameleyi görüyordum ama o kadar sevgiye muhtaçtım ki ilişkimden kopamadım, beni kullanmasına izin verdim. Ama bu sevgi açlığına rağmen benim bile bir sınırım varmış demek ki. Bana son yaptığından sonra ilişkimi bitirdim. İlişkiyi bitirmek istediğimde hiçbir şey demedi. Her zamanki gibi beni suçladı, ben de kendimi suçladım. Kaç yaşına geldim ama hala kendimi savunmasını biliyorum. Ne kadar içler acısı değil mi?
Şu an ise ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. İçimde gittikçe biriken öfkeyi boşaltamıyorum ve tükeniyorum. Bir yanım intikam istiyor. Acı çekmesini istiyorum. Sürünmesini. Fakat intikam alsam bile içimdeki öfkenin soğuyacağını sanmıyorum. Eskiden ne zaman kötü bir şey yaşasam durumla yüzleşmek yerine kaçardım. Zaten bu şehre bu yüzden gelmiştim. Kaçtım ve her şeyi arkada bıraktım. Ama bu sefer kaçmak istemiyorum, nereye gidersem gideyim öfkemin beni takip edeceğini biliyorum. İçimde hiç bir umut yok. Sadece yaşıyorum. Her gün tükeniyorum, çok öfke doluyum ve hayatımda ilk kez bir insandan bu kadar nefret ediyorum.
Başıboş Satırlar
3 Nisan 2022 Pazar
21 Kasım 2021 Pazar
Üç Senelik Bir İlişkinin Özeti
Nasıl tanıştığımızı çok iyi hatırlıyorum. Bölümün tanışma partisine gelmiştim. Doğduğum şehre geri dönmek heyecana verici olsa da tüm düzenimi bozup her şeye yeni başladığım için stresli ve huzursuzdum. Tanışma partisine gelmeyi hiç istemiyordum ama kendime bir söz vermiştim, artık eski ben olmayacaktım. Yalnız olmak istemiyordum. Heyecanımdan dolayı sürekli bira ve sigara içip duruyordum, insanların sohbetine ortak olmaya çalışıyordum. O sırada yanıma sen gelmiştin. Bana gülümseyip ''Merhaba'' deyişin hala aklımda. Gülüşünden çok etkilenmiştim. Sohbet etmeye başladık. Eskişehirli olduğunu söylemiştin bana, benim arkama bakmadan kaçıp geldiğim şehir. Konuşabilecek ortak bir konumuz olduğu için gerçekten sevinçli hissetmiştim. O zamanlar seni içine kapanık ve belki biraz da saf sanmıştım açıkçası. Sonraları dersten kalan zamanlarımda seni aramakla geçti okul günlerim. Koridorlarda boş boş dolaşıyor, seni görünce gündelik sohbetler açıyordum. Sonunda gece yattığımda yanımda hayal edebileceğim birisini bulmuştum. Her sabah yatağımdan enerji dolu ve mutlulukla kalkıyordum. Bir gün cesaretimi toplayıp numaranı istedim sonrasıysa bildiğimiz flört evresi işte. Üstünden aylar geçti ve Eskişehir'de buluştuk, birden elimi tutup bana beni sevdiğini söylemiştim. Heyecandan titriyordum. O gece eskiden kaldığım öğrenci evimin önünde öpüşmüştük. Heyecanla yukarı çıkıp eski ev arkadaşıma yaşadıklarımı anlatmıştım, sabaha kadar içip bu olayı konuşmuştuk. O zamanlar el ele tutuşmak bile garip geliyordu, sen benim ilk sevgilimdin.
İlk üç ay her şey çok güzeldi, kendim için mükemmel erkeği bulduğumu sanıyordum. Bir gün görmesem bile seni kalbim hemen hüzünle doluyordu. İlk kavgamızı hatırlıyorum. Midem o kadar bulanmıştı ki sokağın ortasına kusmak istemiştim. İkinci kavgamızda ise telefonunun arka planında eski sevgilinin fotoğrafını gördüğüm içindi. Fotoğrafı uzun süre önce oraya koyduğunu ve kaldırmayı unuttuğunu söylemiştin. O kavganın üstünden yıllar geçti ama hala doğruyu söyleyip söylemediğini bilmiyorum. Kavgalarımızı düşündüğümde içim daralıyor. Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki bana bağırıp hakaret ettiğinde çekip gidemedim. Beni bencil birisi olduğuma inandırdın ve vicdan azabı çektirdin. Oysaki içindeki ezikliği ve sorunları bana yansıtıyordun. Seni olgun ve karakteri oturmuş birisi sanmıştım ama sen büyüyememiş bir çocuktun sadece.
Seni hala seviyordum, iyi yanlarını görmeye çalışıyordum belki de biraz acıyordum içten içe. Ne zaman ağlamaya başlasam benden daha çok ağlardın. Sürekli beni sevdiğini söylüyordun. Bence alışkanlıktım senin için. Arada kendini ''rahatlattığın'' bir alışkanlık. Bense içten içe çöktüm. Artık aynaya baktığımda ''Kim bu kadın?'' diyordum. Bardağı taşıran son damlayı, o olayı yazmak bile istemiyorum. Düşündükçe karnıma ağrılar giriyor, eriyip gitmek istiyorum sanki. Beni gerçekten seviyor muydun? Yoksa senin için istediğin gibi zorlayabildiğin bir oyuncak mıydım ben? Sana siktiri çekmek son zamanlarda aldığım en iyi kararlardan biriydi. Ama ben nasıl iyileşeceğimi bilmiyorum.
31 Temmuz 2021 Cumartesi
Öyle kötü bir durumdayım ki artık düşüncelerimi yazmak bile zor geliyor. Bu duruma beni neyin getirdiğini düşündüm. Yaşadığım bir travma, yetiştiriliş şeklim, içinde doğduğum şartlar? Net bir cevap bulamadım çünkü aslında her şey bir yapbozun parçası gibi. Beni bu duruma getiren, söküp atabileceğim bir parça yok.
Bir sene önce iki tane muhabbet kuşu almıştım. Yavru aldığım için uçmayı bilmiyorlardı, sürekli bir yere çarpıp durdular. Bende kafeslerinden hiç çıkarmadım. Güzel ve büyük bir kafes aldım, içine renkli oyuncaklar koydum. Zaten zamanı gelince uçmayı öğrenirler diye düşündüm. Biraz büyüdüklerinde kafeslerinin kapısını hep açık tutuyordum ama onlar hiç çıkmadılar. Büyük ihtimal kafeste doğup büyüdükleri için uçmayı gereksiz görüyorlardı belki de uçabildiklerinin farkında bile değillerdi. Zamanla uçma yetenekleri iyice köreldi. Uçmayı öğretmeye çalıştım ama rahatsız oldukları belliydi, hemen kafeslerine girdiler. Uçabiliyorlardı ama istedikleri yere gidemiyorlardi. Böylece acı bir gerçek yüzüme çarpmış oldu. Bu iki muhabbet kuşunda yirmi beş yıllık hayatımın acı bir metaforunu gördüm.
Ben bir kafeste büyütülmüştüm, çıkmaya çalışmadım, sürekli kendimi oyalayacak bir şey buldum. Zamanı gelip yetişkin olunca işler yoluna girer diye düşünmüştüm. Tabii ki öyle olmadı. Sosyal hayatta çok zorlandım. Bunun tek çaresi kendimi kafesten dışarı atmak diye düşünüp okumak için şehir dışına çıktım ama ''kafesten dışarı çıkmak'' diye bir şey olmadı çünkü ben kafesimi her yere benimle birlikte götürdüm.
İstemesem de başka bir şehre okumak için gittim, bir arkadaş grubuna girdim, reddedileceğimi bile bile ilk aşkıma açıldım. Kendimi sürekli rezil edip durdum. Hayatın tadını çıkaran normal bir üniversite öğrencisi olmaya çalıştım sadece rol yaptım bu yüzden de aslında kimse beni tanımadı.
Kendimi zorlayıp bir işe bile girdim. İşimde iyiydim ama neden en kötüsü gibi hissediyordum? Özgüvensizliğim beni hep aşağı çekti. Kendimi diğer insanlar gibi hayatın akışına bırakmak istedim. Hırslarım ve hayallerim olsun istedim. Çok sayıda yenilgim ve beni çok az uçurabilen kazanımlarım oldu. Bir hafta önce mezarlığa ziyarete gittik ve ben gerçekten huzurlu hissettim. Bir gün öleceğimi ve bu dünyevi dertlerden kurtulacağımı bilmek bana bir nefes aldırdı. Daha yirmi beş yaşındayken böyle birisi olmayı hayal etmemiştim.
Gözlerimi kapattığımda kendimi okyanusun derinliklerinde bir balina olarak hayal ediyorum. Sadece boşlukta süzülmek istiyorum. Devasa olmak istiyorum. Hiçbir şeyden korkmadan sadece boşlukta süzülmek istiyorum. Gerçekten başka istediğim hiçbir şey yok.