26 Ağustos 2015 Çarşamba

Animeli Mim

 Merhabalar. Yuichi beni taa ne zaman önce mimlemişti ama yapamamıştım. (O mim bu mimdi değil mi? Belki yanlış hatırlıyorumdur.) Şimdi yapmak için uygun bir zaman çünkü animelere "elveda" demeye karar verdim. (bazı şeylerin düzelmesi gerek.) Bu mim güzel bir veda olacak gibi. ^^

1- İlk olarak animeye nasıl başladın ? Nereden öğrendin ?

Okulda güzel bir dayak(?) yedikten sonra moralim yerlerdeyken kafamı dağıtacak bir şeyler arıyordum, buldum.

2- İlk izlediğin animenin adı ve konusu ne ?

Death Note. Bence konusunu yazmama gerek yok ya?

3- Çok güldüğün bir anime var mı ? Varsa adı nedir ?

Gintama, Danshi Koukousei no Nichijou, Detroit Metal City..

4- Çok üzüldüğün bir anime var mı ? Varsa adı nedir ?

Gintama. Güldürdüğü kadar ağlatıyor da.

5- Favori animen nedir? 

Zor soru. ^^'
Tek bir tane yazamam sanırım. Welcome to the NHK, Ouran, Durarara, Baccano.

6- Bu sıralar izlediğin anime nedir?

 Bu sıralar anime izlemiyorum.

7- Anime mi yoksa manga mı tercih edersin?

Türüne göre değişiyor ama genelde manga.

8- Sevdiğin live-action var mı ? 

Yok. Pek izlemedim zaten.

9- En sevdiğin anime türü nedir?

Psikolojik animeler diyeyim.

10- En sevdiğin anime OST'u nedir?

Eminim bir sürü vardır ama şu an aklıma hiç gelmiyor. :D Sevdiğim açılışları koysam sayılır mı? Sayılır sayılır.











24 Ağustos 2015 Pazartesi

Bu Yazının Sonu Bir Yere Varmıyor

 Eve döndüğüm ne kadar belli oluyor değil mi? Yazı yayınlayıp duruyorum. U_U Dün daralarak bir yazı yazmıştım neyse ki o halim geçti şimdi. Son zamanlar hep insan içindeydim, yalnız kalamıyordum ondan daraldım herhalde. İki günden beri hep yalnızdım ve şu an kafam nasıl rahat anlatamam. Yarın da tek başıma gezip iyice kafa dinlerim. Yakın zamanda eski şehrime gideceğim, o günü iple çekiyorum. En yakın arkadaşımı nerdeyse iki senedir görmüyorum. Anlaşabildiğim biriyle karşılıklı saatlerce sohbet etmek nasıl bir duygu unuttum valla.
 Şu aralar günlerim Shameless izlemekle geçiyor. Bayağı sardı. Pek anime izleme modunda değilim. En son Kuragahime'yi bitirdim. Öyle ev arkadaşlarım olması için neler vermezdim? Tam benlikler. Bir ara Welcome to the NHK izliyordum, bayağı sardı ve son üç bölüm kaldı ama ne zamandır elim gitmiyor. Neyse onun da zamanı gelecek. NHK izlerken düşünüyordum: "Lan ne güzel. Milletin karşısına onu kurtaracağını söyleyen kişiler çıkıyor." Sonra aklıma biri geldi. Beni sürekli bu "durumdan" kurtaracağını söyleyen bir kişi. Biz bu kişiye Mehmet diyelim. Mehmet'le internetten tanışmıştık, hepinizin eminim duymuş olduğu bir anime sitesinde çevirmenlik yapıyordu ve o aralar benim sosyal fobim iyice artmıştı. Yani internetten olsa bile birileriyle konuşamıyordum. (Hele karşı cinsse hiç.) Mehmet bana mesaj attı siteden. Tabii mesajı okurken beni bir ter aldı, kalbim çarpıyor. Özel bir şey yok, yani bu normal tepkim. Mehmet'e cevap yazdım çünkü onu kadın sanmıştım, erkek olduğunu bilsem yazmazdım. Neyse bu kısımları çok uzatmak istemiyorum.
 Biz Mehmet'le bayağı konuşmaya başladık. Tabii ben hep kısa ve soğuk cevaplar veriyorum, benden soğusun diye ama bırakmıyor, inadına uzun uzun paragraflar döşüyor adam. Benim tepkiler yine anormal tabii. "1 yeni mesajınız var." yazısını görünce domates gibi oluyorum, ter basıyor. Sonra dedim: "Aman ya bıkarsam siteye bir daha girmem olur biter." ve sanırım hayatımda ilk kez kendimi birisine bu kadar açtım. Hiç kimseye anlatamadığım sorunlarımı anlattım, o da bana anlattı. O sıralar ailemle bile konuşmadığım için hayatımdaki tek kişi Mehmet'ti. Eve gidip hemen bilgisayarı açıyordum. Sayfayı yenileyip duruyordum bir mesaj atmış mı diye. Sabahlara kadar konuşuyorduk. Bana sürekli intiharı düşündüğünü anlatıyordu, ben de vazgeçirmeye çalışıyordum. Aslında o beni kurtaracakken ben onu kurtarmaya çalışıyordum gerçi başaramadım.
  Bu sıkıcı hikayeyi neden anlatıyorum bilmem. Yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum sadece. Yani konuşmalarımız güzel gidiyordu ama her şeyden sıkılan nankör bir insan olduğum için Mehmet'ten de sıkılmaya başladım. Sürekli unutamadığı "o" derdini anlatıp duruyordu ben de hep aynı cümleleri kullanarak onu teselli etmeye çalışıyordum. Yine kısa ve soğuk cevaplar verdim, bu tavrımı hemen fark etti tabii. Artık intihar dediğinde hiç ciddiye almıyordum. Bir delilik yapmak istiyordu, derdinin kaynağını kökünden koparıp kendini de öldürecekti. Bunu o kadar çok söylüyordu ki artık ciddiye almıyordum. Mehmet'in benden hoşlandığını fark ettim, hiç yüz yüze görüşmesekte insan hissediyor. Bende ondan hoşlandım  mı? Biraz. Çok geçmeden çıkma teklifi etti, salağa yatarak "Ay hiç beklemiyordum bunu." dedim, sonrası klasik "ben seni arkadaş olarak görüyorum" muhabbeti. "Seninle çıkarsam" demişti "atlatabilirim gibi hissediyorum." Hiçte umrumda olmadı. Aramıza bir soğukluk girdi, konuşmayı kestik, bir ara mesaj attı ama umursamadım.
 Bir sene geçti sanırım bir gece canım çok sıkıldı, kuzenimin mesaj hakkı vardı bayağı. Aldım telefonu, Mehmet'e mesaj attım kimliğimi gizliyerek. Bir süre kendimce dalga geçip bırakacaktım ama onunla konuşmayı ne kadar özlediğimi fark ettim, kimliğimi açıkladım falan. Bir süre sonra konu yine "o"na geldi. Bu sefer ciddi olduğunu artık bana sürekli anlattığı şeyi gidip yapacağını söylüyordu. Hiç ciddiye almadım, hatta dalga geçerek gaz verdim biraz. Yine de "Yapma." dedim  ama zaten yapacağını sanmıyordum. Eski bir arkadaşımı geri kazandığım için çok mutluydum ama bana yine çıkma teklif ederek olayın içine sıçtı. Güneş doğana kadar konuştuk. Saat ilerledikçe sanki daha bir durgunlaştı sanki. Ertesi sabah mesaj attım, çok soğuk bir cevap verdi. Sinirlendim. Nerden bileyim bana atacağı son mesajın o olduğunu?
 Bir sene daha geçti sanırım. "Birisini sürekli düşünüyorsanız sebebi onun da sizi hep düşünmesidir." olayı gerçek galiba. Çünkü çok alakasız şekilde Mehmet hiç aklımdan çıkmıyordu. Çok önceden mesaj atmıştım ama geri dönmemişti. Çok geçmeden Mehmet'ten mesaj aldım. Sevindim bir an, heyecanla açtım mesajı. Mesaj şöyle başlıyordu: "Kızım ben Mehmet'in annesiyim..." Anlamıştım, aklına koyanı yapmıştı.
 Annesiyle bayağı konuştum. "O" olayın kökünü kazımaya gitmiş ama işler umduğu gibi gitmemiş. Olaylar karmakarışık olmuşken intihara kalkışmış, ölmemiş ama bayağı hastanede yatmış. Demek ki ona mesaj attığım zamanlarda hastanedeymiş. Başta pek inanasım gelmedi sonra annesinin verdiği bilgileri kullanarak araştırma yaptım. Haber gazetelere çıkmış.
 Annesi "Ondan hiç beklemiyorduk herkes çok şaşırdı." dedi. "Ben biliyordum yapacağını." demeye dilim varmadı. Üzüldüm. Çünkü Mehmetle konuştuğum zamanı hatırladım. Olayın yaşandığı tarihe bakılırsa benimle konuştuktan kısa bir süre sonra bunu yapmış. Belki daha ciddiye alsaydım bir şeyler değişir miydi? Teklifin kabul etseydim mesela? Bilemem zaten artık bir önemi yok.
 Neyse şu an hapiste kısacası. Bu hikayenin sonu mutsuz bitti. Normalde bir film olsaydı eminim şöyle biterdi: Erkek ve kız vakit geçirdikçe birbirlerine destek olup sorunlarını çözerler. Çıkmaya başlarlar ve hep mutlu olurlar. Artık erkeğin aklından bileklerini kesip bir yerden atlamak geçmiyordur, kızsa kendisini odasına kapatıp hayali insanlarla konuşmayı bırakmıştır. :)
Aklımı karıştıran ve beni bu yazıyı yazmaya iten şeyse Mehmet'in benden mektup beklemesi. "Tamam yazarım." dedim ama beş ay falan geçti. ^^' Ne yazsam bilemiyorum cidden. Çok iyimser yazmayayım diyorum sonra bakıyorum karamsarlık akıyor. Ne iyimser olsun ne karamsar olsun diyip yazıyorum bir bakıyorum koskaca kağıtta on cümle falan var. Şimdi yazıp atsam annesi "Kızım dalga mı geçiyorsun beş ay oldu?" der ama ona ne olduğunu merak ediyorum. Sonuçta arkadaşım. Neyse atayım terlerse de napayım artık? ^^' Haklı.
Not: Yazıyı okudum da sanki Mehmet çok iyi ve naif biri gibi durmuşken ben çok sürtük durmuşum. Çok detay vermedim ama insanı çileden çıkaran davranışları oldu, yanlış anlaşılmasın.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

 Selam. Şu an bu yazıyı internet bağlantısı olmayan bir yerden yazıyorum eve gider gitmez yayınlayacağım. Aslında aklımda buraya gelmeden önce internet paketi yapmak vardı ama yine eskisi gibi internete gereğinden fazla bağlanmaya başladığımı fark ettim. Yani uzaklaşmalıydım. Çünkü internetin hayatımdaki en önemli şey olduğu zamanlara dönmek istemiyorum. Peki bu sıralar ne yaptım? Bir süredir tüm vaktimi internette harcadığım için adam akıllı bir şey yapamıyordum. Burda internet olmadığı için öncelikle düşünecek çok vaktim oldu. Bu zamana kadar % 50 emin olduğum durumdan artık % 80 eminim. Bundan emin olmak beni rahatlatır sanıyordum ama düşündüğüm gibi olmadı. İleride bunun hakkında yazabilirim. Kaç aydır elim kitaplara gitmiyordu burda yapacak bir şey olmadığı için bol bol okudum. İyi oldu. (Yine aynı şekilde kaç aydır müzik de dinlemiyordum müzik dinledim.) Bir de ne zamandır yazmak istediğim hikayemsi şeyin ilk bölümünü yazıyorum. Bloğa koyar mıyım bilemiyorum?  Zaten kimsenin de okuyacağını sanmıyorum. (Ama yüksek ihtimal koyacağım. ) Buna ek olarak burdayken salça, komposto ve erişte yapmayı öğrendim. Bunlar ne işime yarayacak bilmiyorum. Yalnız eskiden bir tane domatesi bile saatlerce soyarken artık tam bir "soyma ustası" oldum. (O kadar domates/şeftali soymanın karşılığı. ) Gerçi özellikle baş parmağım hep kesik içinde kaldı. Neyse o kadar olsun. Ama artık eve dönmek istiyorum. Burda ruhum yaşlanıyor.
 Bugün hikayemsi şeyin ilk bölümünü tamamlamayı düşünüyorum. Hikayenin ilk şekline göre karakterler ve mekanlar bayağı değişti. Yani sadelestirmek zorundaydım sonuçta burda roman yazmıyorum. (Öf şekerim bitti yenisini almak için aşağı inmeye useniyorum.)  Saçma gelebilir ama yazdıklarımın fazla begenilmesini nedense istemiyorum. Bunun sebebi benim de çok begenilen seylere karsi on yargili olmam olabilir. Hayır bu "Ben farklı olmalıyım. " düşüncesi değil. Çok beğenilen şeylerin hep basit olduğunu dusunmusumdur. Sonuçta herkes begenip seviyorsa bu eser herkes tarafından anlaşılmış demektir. Herkes tarafından anlasilmissa benim gozumde bir derinliği yoktur. Neyse. Yazmak iyi hissettiriyor. Bu yüzden yazıyorum ve bu hikayemsi seyi bitirmek zorundaymış gibi hissediyorum. Zaten bloğa bu yuzden koyacağım. Bana bitirmem icin baski yapsın diye. Yoksa dosyalar arasında unutulup gidiyor. Neyse bu yazacagim sey de cok heyecanlı olaylar olacagini sanmıyorum. Hatta olabildiğince sıkıcı ve durağan yazmaya çalışacağım. Bence okumayın.
Not: Yazıyı telefonda yazdım Türkçe harfler olmadığı sonradan düzeltiyordum ama bazı yerleri düzeltmeye üşendim. Kalsın böyle.
Not 2: Son yazılarım pek özensiz ve amaçsız oldular bundan sonra daha iyi yazılar koyacağım. (galiba)
Not 3: Bloğun griliği içimi kararttı, değiştirdim biraz. Bi de sıkıldım eski ismime geri döndüm.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Blog Sahipsiz Kalmasın Temalı



  Herkese selamlaaar! Ne zamandır yazmıyordum değil mi? u.u Yapılacak işlerim vardı -ki hala var- onları bitirmeye uğraşıyorum. Aslında boş boş oturmaktansa etrafta koşturmak daha cazip geliyor. Neyse işte üniversite için bir yere kapak atabildim -eh istediğim bir yer değil ama nefret edeceğim bir yerde değil- ve gidiyorum artık bu şehirden. u.u Gittik bir yer tuttuk hemen. O sıcakta öyle çok yer gezdim ki beynim durdu artık üstelik o şehri de hiç bilmiyordum, ilk kez gittim ve beğendim güzel yermiş. Bir oda arkadaşım olacakmış umarım manyağın teki çıkmaz. Şu ana kadar hiç aileden ayrılmadığım için hiç tanımadığım insanlarla tek çatı altında yaşama düşüncesi garip geliyor. u.u
   Her neyse bir apartı geziyorduk aslında bayağı güzeldi. Bizi gezdiren adam odaları gösterirken bir yandan da bir şeyler anlatıp duruyor. Neymiş efendim aparta geç gelen kızların gizlice ailelerini arıyorlarmış "Kızınız uygunsuz davranıyor." diye. Bak sen! Şu kendini ahlak bekçisi sanan olur olmaz milletin yaşantısına karışan insanlardan nefret ederim. Lan ilkokulda değiliz ki! Hepimiz reşit bireyleriz. Sana mı kaldı beni aileme şikayet etmek lan? "Bağzı gızlar da çog abartiyür. :(" Hadi ordan. (Adam bunları anlatırken annem ve babamın içtenlikle onaylaması da ayrı mesele tabii.) Ben gece klubüne gidip sabaha kadar takılacak son insanım ama bu tür düşünceler hiç hoşuma gitmiyor. Aynı şekilde makyaj yapmıyorum, çok gezmiyorum vs. diye bana "hanım hanımcık saf ve temiz aile kızı" imajını yapıştırmaları çok komik geliyor absbdb İnsanları etiketlemeden bir durun be kardeşim. Bana herhangi bir rahatsızlık vermedikten sonra istediğini yapabilir.
 Her neyse. Boş zamanlarımda ne yapıyorum? Hayatımın en verimsiz zamanlarını geçiriyorum. :D Oyun oynamak ve yatmak dışında bir şey yapmıyorum pek. Aslında bir süredir yazmamamın başka bir nedeni daha var: ilaç kullanmam. Daha önceden psikiyatriste gittiğimi yazmıştım -ve ilaç verdiğini-. Aslında kullanmayacaktım ama bir şeyler oldu ve başlayayım dedim. Eh aslında işe yaradı ama kendimi hiç kendim gibi hissemedim. (Muhteşem cümlelerim) Öncelikle ilaç bende çok fazla uyku yaptı, esnemekten çenem ağrıdı. Evet kafamı rahatlattı ama her şey için bir isteksizlik oluştu içimde. Örneğin yazmak, çizmek,okumak,müzik dinlemek fazlasıyla gereksiz gelmeye başladı. En kötüsüde saçma sapan rüyalar dışında bir şey göremedim! "Ne var?" demeyin. Gördüğüm o muhteşem rüyalar sayesinde gerçek dünyadan az da olsa kopmak ve bambaşka evrenlerde gezinmek muhteşem bir duygu. İlacı bıraktığımdan beri o muhteşem rüyaları tekrar görmek gerçekten paha biçilemez! *-* (Aynı zamanda yazarken müzik dinlemeyi de özlemişim.) İlaç bitti zaten ve tekrar doktora gitmeye üşeniyorum açıkçası asfdf Hastane çok uzak kim uğraşıcak şimdi :(  Ayrıca istemiyorum robot gibi yaşamak.

Not: Oyun oynamanın dışında Orange is the New Black izledim açıkçası bu sezon diğerleri gibi çokta sarmadı aslında beni sıkan tek sahne Piperlı sahnelerdi -sen ne sürtük insansın Piper.- Şu "kullanılmış külot ticareti" muhabbeti çok sıktı beni ama yine de OİNB favorimdir, her türlü izlerim. (Ama en sonda Piper'ın yaptığı hamle çok iyidi hehe.)