Sabahın köründe kalkıp derse gitmem gerekiyorken, gazı
kaçmış kola içerek bu satırları yazmam da bir yanlışlık var. Aslında yanlışlık, hayatımda her şey düzgün
giderken hüngür hüngür ağlamam. Ama belki de asıl yanlışlık kalbimde bir türlü
dolamayan ve bir kara delik gibi beni içine çeken o boşlukta. Kendimi dünyanın
en nankör insanı gibi hissediyor ve bunu işlenebilecek en büyük günah olarak
kabul ediyorum. Duvarların inceliğinden dolayı kulağıma çalınan kahkahalar ise
daha iyi hissetmeme neden olmuyor. Bir yanım arkadaşlarıma gidip deli gibi
ağlamak ve ilgi istemek, bir yanım ise hayatımdaki tüm insanlarla iletişimimi
kesip bu odada çürümek istiyor. Değersizim ve yaşamayı hak etmiyorum. Masamda
duran bıçak bana büyük bir çekicilikle göz kırpıyor ve ‘’Fiziksel acılar ruhsal
acıları hafifletir.’’ diyor. Bense olası bir yara izini eve döndüğümde annem
fark ederse nasıl açıklarım diye düşünüyorum. Kendime zarar verdiğimi fark edip
zorla kazandığım özgürlüğüm de elimden alınabilir. Gerçi annemin kendime zarar
verdiğime inanması için ancak karşısına geçip kendimi kesmem gerekir. Çünkü ona
göre gayet normal ve sağlıklı bir insanım. Bunu yapabilecek en son kişi bile
değilim.
Bomboş hissediyorum. Ağlarken ellerimi nereye koyacağımı bilemiyorum. Kalkıyorum, yatıyorum ve hıçkırıklarım duyulmasın diye nefesimi tutuyorum. Birkaç saat sonra kalkıp derse gideceğim ve ders sonrası arkadaşımla sigaralarımızı tüttürürken ona bu düşüncelerimden bahsetmemeye çalışacağım. Gerçekten arkadaşlarımdan yardım istemeye hakkım var mı? Onların kafalarını bu saçmalıklarla doldurmaya hakkım var mı? Hayır, bir bilseniz. Ben sizi istemediğim için buluşmalara bahane bulmuyorum. Sizi çok seviyorum, keşke bilseniz. Sizi kendi saçmalıklarımdan koruyorum. Bilmiyorsunuz. Korkuyorum da denilebilir. Siz bensiz de yaşarsınız ama ben size bağlandığım takdir de sizsiz yaşayamam. Bu yükün altına girebilir misiniz? Size kalbimi açarsam ve siz de bir gün giderseniz, buna dayanamam. İşte o zaman, bıçağımın çağrısına cevap veririm ve hak ettiğim sonu bulurum. Artık samimiyetsiz gülüşlerden, katılmak için tüm enerjimi harcadığım sohbetlerden kurtulmuş olurum.
Bomboş hissediyorum. Ağlarken ellerimi nereye koyacağımı bilemiyorum. Kalkıyorum, yatıyorum ve hıçkırıklarım duyulmasın diye nefesimi tutuyorum. Birkaç saat sonra kalkıp derse gideceğim ve ders sonrası arkadaşımla sigaralarımızı tüttürürken ona bu düşüncelerimden bahsetmemeye çalışacağım. Gerçekten arkadaşlarımdan yardım istemeye hakkım var mı? Onların kafalarını bu saçmalıklarla doldurmaya hakkım var mı? Hayır, bir bilseniz. Ben sizi istemediğim için buluşmalara bahane bulmuyorum. Sizi çok seviyorum, keşke bilseniz. Sizi kendi saçmalıklarımdan koruyorum. Bilmiyorsunuz. Korkuyorum da denilebilir. Siz bensiz de yaşarsınız ama ben size bağlandığım takdir de sizsiz yaşayamam. Bu yükün altına girebilir misiniz? Size kalbimi açarsam ve siz de bir gün giderseniz, buna dayanamam. İşte o zaman, bıçağımın çağrısına cevap veririm ve hak ettiğim sonu bulurum. Artık samimiyetsiz gülüşlerden, katılmak için tüm enerjimi harcadığım sohbetlerden kurtulmuş olurum.
Merak ediyorum,
hayatımda kendimi sevdiğim bir an oldu mu?
Not: Yazıyı gece yazdım, elektrik yoktu yükleyemedim. Ayrıca
uyanamayıp derse yetişemedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder