8 Eylül 2016 Perşembe

 Öyle bir yazı yazmak istiyorum ki, bittiğinde tüm karmaşalarımdan sıyrılmış olayım. Tüm kafa karışıklığım son bulsun ve zihnimdeki o kara leke silinsin. Ama olmuyor dostlar. Kendimi tekrar edip duruyorum ve sanki kurtulamadığım bir döngü ile lanetlenmiş haldeyim. Merak ediyorum şu günlerde, beni hayata bağlayan hayallerimden ne zaman vazgeçtim? Çokta dileğim yoktu aslında. Sadece yaşamak istemiştim. Dinlediğim müziğin tadını çıkarmak, saatlerce zevk alarak kitap okumak istedim. Korkusuzca gezmek, derin derin uyumak istedim. Kendimle yaşayabilmek istedim. Sadece nefes almak istedim. Olmadı, çabaladım, yine olmadı ve artık uğraşmaktan çok sıkıldım. 
 Shameless izliyordum. Ian, psikolojik hastalığa sahip birisi olarak aslında ''engelli'' olduğunu ifade etti.  Doğruydu. Bunların hepsi birer engeldi sonuçta ama toplumda aynı eşitlikte görülmüyordu. 
 Düşünün ki tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş ve ''Tek istediğim diğerleri gibi koşmak.'' diyerek ağlayan birisine bakıp ''Ama sen yeterince çabalamıyorsun. Bahane üretip duruyorsun.'' dedim. Ne kadar tepki çekerdim değil mi? Oysaki yıllardır karşılaştığım tepki buydu. İnsanların tek yaptığı karşıma geçip hiçbir halta yaramayan öğütler verip beni yeterince çabalamadığım için küçümsemeleri veya şımarıklıkla suçlamalarıydı.
 Benim engellerimin görünmüyor olması size onları küçümseme hakkı vermez. Benim acılarımla dalga geçme hakkı vermez. Ve onları yaşamışta biliyormuş gibi bana akıl verme hakkını hiç vermez. O kadar senelik çabadan sonra başa dönmek artık kabullenmemi sağladı. Ben bir engelliyim ve yapamayacağım şeyler var. Belki de en başından beri uğraşmayı kesip kendimi nasılsam öyle kabul etmeliydim. Sıkıldım, yoruldum ve artık dayanamıyorum. Gerçekten kurtulacağım anın ise ölümüm olduğuna karar verdim. Zaten bu dünyayı küçüklüğümden beri sevmedim, bana hiç uymadı. Bu yüzden ne zaman mezarımı düşünsem içime bir huzur dolar. Düşünsene en büyük düşmanın ölüyor, kurtuluyorsun. Mis gibi. O zamana kadar ise hayatımı insanlardan uzakta boş boş gezerek doldurmayı düşünüyorum. Daha fazla yorulmak istemiyorum çünkü.

4 yorum:

  1. iyi geceler ve hayırlı sabahlar merdiven çocuk. her ikisini de söyleyip biraz abartmış olabilirim, çünkü güzel bir sabahla karşılaşmanı arzu ediyor ve bunu yarın sabah diyebileceğimi sanmıyorum. kötümser anlamda demedim, yalnızca koca yaz boyu öğlen vaktine kadar uyukladığımdan artık, öğle ile sabah kavramlarının benim için birleştiği gereksimiyle söyledim. bu gereksiz ayrıntıyı geçersem yazını okuduğumda inan sinirlendim. sana değil, sana o öğüdü verenlere. buraya yazıp, blog sayfanda hoşnutsuz izler barakacak lafızla geçirdim aklımdan. zira aklı salim bir bireyim, bir başkasına söyleyebileceği bir söz değil benim açımdan. annem bir vakitler yaşadıklarını anlatırdı, eskiden akrabalarımıza kalmaya giderdik daha çocukken, o vakitler geri dönmek isterdim. yalnızca uslu duralım diye "bir daha aileni göremeyebilirsin, ölebilirler orada" derlerdi, etraf karışıktı bizim dönemimizde ve taraf çatışmaları vardı demişti. o an kanım donmuş, bu bir çocuğa dahası birisine söylenecek söz mü? akıllarında sorun mu var diyerek çıkışmıştım. annemin tanımadığım akrabasının beni sinirlendirdiğini bilirim. şimdi de öyleyim, aynı ruh hallerimi paylaşıyorum. nedeni basit, düşünce yokusunu kişilerin yalnızca demiş olmak için yahut birşeyi biliyormuşçasına söz etmeleri. bunu derken samimi diyorum; şayet yazımda yer alan demiş olmak için yahut bihaber vaziyette laf söyleyen kişilerden birisi olup çıkarsam, bunu bana söyleyebilir yahut yazımı kaldırabilirsin, hiç kırılmam. aksine memnun olurum. nitekim burası senin düşüncelerini yansıttığın sana has bir yer. gelelim asıl demek istediğime. velhasıl kelam; şahsen önüne çektiğin, yahut önünde yer alan seti kaldırabilirsin. yavaşta olsa, hatta hayatına konan ufak bilinmedik, tıpkı sıradan olarak algılanıp rutinliğe bağlanan hadiseler gibi karşına çıkacak olursa da bunlar. emin ol yapabilirsin. benim çok sevdiğim, genelde biraz pembeye bulanık gri ve pembeye bulanık düşlere kavuştuğum bir şarkı mevcuttur engelbert humperdinck. bilirsin belki free as the wind'i, papillon (kelebek) adında ki bir filmin sonunda keşfetmiştim. bu yönden sevmiştim seneler önce babamla birlikte kimi sahneleri heyecala, kimisini ise tiksinerek izlerken (ki oldukça ufaktım seyrettiğim an). Henri Chariere filmde ne olursa olsun pes etmemişti ve büyük kaçışını gerçekleştirmişti. sahnenin sonunda 'hâla buradayım' dediği an tüm o hislerim bir kenara ayrılmış sadece etkilenmiştim. şimdi ise kelebeği düşünce ayrı bir düşünce beliriyor aklımda, o zamanlar zihnimde kozasından çıkmamış, ama olgunlaşmak üzere seneleri tüketen bir düşünce. hâla buradayım, birşeyler yapabilirim. bugün olmasa da belki yarın. yahut bir zaman. arzu edip yapmayı düşlediğim o an olmuyorsa, hatta elimden gelmiyorsa bile, sorun değil. sonuçta yapmayı başaracak vaktim olacaktır, ama o an gelene kadar başka bir şey yapabilirim. saçma dahi olsa. işte bu düşünce beni sevindiriyor. kimi anlar zihnimin içine üşüşen gri bulutara başka bir ton serpiyor. şuan gecenin bir yarısı, doğrusu hayatını sonradan planlayan birisi olmadım ondan yarın ne yapmak istediğimi, yahut yapacağımı emin ol bilmiyorum. bu yönden geleceğini planlayıp, hayal edenlere biraz özenmişimdir, ama sadece biraz. öyle abartılı keşkelere bürünmemişimdir. neden bilmem, belki sadece alışkanlıktan olsa gerek, fakat aklımdan geçirmem bunu. şu vakit saatece, sabahı, ve ondan sonraki günü görmek istiyorum. ne yapabileceğimi bilmeden. belki ondan da sonraki günü. yine de göremek istiyorum. geldiği an elbet karar veririm diyorum. bu nedenle, benim gibi yaşamda hiçbir planı olmayan birine nazaran (hayır, karamsar anlamda bahsetmiyorum, sadece... öyle olduğundan diyorum), düşünceleri, dileği olan sen; başarabilirsin. bu uzun yazım ve gereksiz gevezelim için kusuruma bakmayasın. sadece bunu demek istemiştim. keyifli bir gün geçirip, yarının, dileklerinle dolup gerçekleşmesiyle; iyi geceler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke benimde ''Hala burdayım.'' diye bağırabilecek mücadele gücüm olsaydı River. :)
      Aslında belli planlar olmadan sadece yarını görmek isteğiyle yaşamak, senin gibi, güzel duruyor. Belki de en iyisi budur.

      Sil
  2. Söyleyeceğim şey çok alakasız olabilir ama söylemek istiyorum. Bana kalırsa bu yazı son zamanlarda okuduğum en iyi yazı. Kendini anlatış biçimin nokta atışı yaparak hedeflediği yere oturuyor. Belki senin amacın sadece içini dökebilmekti ya da bir şeyler karalamak. Ama bunu yaparken var olan derdini bu kadar iyi açıklamış olman beni dehşete düşürdü. Ve işte tam da bu, büyük sanatçıların hem handikapı, hem de başarısının kaynağı. O yüzden belki var olan derdin ya da dertlerin hiç bitmeyecek, ama sen bu şekilde büyük bir insan olacaksın. Bunu düşünmeden edemiyorum. Ve benim en sevdiğim yazarlardan biri olan Dostoyevski'yi bana sürekli hatırlatıyor olman da, buradan geliyor olmalı. Dertleriyle başa çıkarken büyüyen insanlar olmanız.

    Yazınla doğrudan bağlantılı bir şey yazamadığım için gerçekten üzülüyorum. Fakat bahsettiğin kişilerden biri olabileceğim bende bir farkındalık duygusu yarattı. Yani belki sana da yapmışımdır, ya da bir başkasına. Fakat bunun neler hissettirdiğini sayende anlamış oldum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten çıktısını alıp duvarıma asmak istediğim bir yorum bu. :) Sana Dostoyevski'yi hatırlatıyor olmam alıp alabileceğim en güzel iltifat. Teşekkürler!

      Sil