6 Eylül 2015 Pazar

"Gereksizler" Bölüm 2:Yeni Yüzler

 Kızıl'ın birkaç kırığı dışında ciddi bir şeyi yoktu ama yine de hareket etmek için çok hâlsizdi. Yorgunluktan uyuyakalmışken Iraz da başında bekliyordu. Belki de birisini aramalıydı ama Kızıl'ın telefonu yanında yoktu. Yorgun yorgun nefes alıp veren Kızıl'a baktı. Neden bu hâle geldiğini merak etse de sormaya çekiniyordu. Zaten alacağı cevap neyi değiştirecekti? Kendisi de çok yorulmuştu. Odaya göz gezdirdi ve az ötede ziyaretçiler için konulmuş iki kişilik koltuğu gördü. Esneyerek koltuğa uzandı ve bacaklarını karnına doğru çekti, uykuya dalması çok zor olmadı.
 Birkaç saat geçmiş olacaktı ki baş ağrısıyla uyandı. Dayak yemiş gibi hissediyordu. Gözlerini zorlukla açtığında Kızıl'ın ona baktığını gördü. Yanında dükkânda gördüğü sarışın çocuk vardı. O da bir sandalyeye yaslanmış uyukluyordu. Kızıl yorgun bir gülümsemeyle sordu:
"İyi uyudun mu?"
Iraz uykulu gözlerle kalkıp yatağın yanına gelmişti:
"Eh. Sen nasılsın? "
"Daha iyi."
Odaya sessizlik çöktü. Gecenin bu saatinde koridordan gelen birkaç fısıltı dışında hiç ses yoktu. Iraz duvardaki camı catlamış saate baktı. Saat sabah dörde geliyordu. Çok yorgundu ve bugün girmesi gereken çok önemli bir sınav vardı. Sıkıntıyla iç çekti:
"Ben artık gideyim. Tekrar geçmiş olsun. " Gideceği sırada Kızıl Iraz'ın kolundan tuttu:
"Teşekkürler. "
Kızıl'ın bakışları o kadar ciddiydi ki Iraz ne diyeceğini bilemedi, bir süre bakıştılar. Iraz en sonunda:
"Kendine iyi bak." diyip odadan çıktı.
Dalgın dalgın hastane koridorunda yürürken soğuk bir elin omzunu kavradığını hissetti:
"Bakar mısın?"
Sesin sahibine baktı. Adam leş gibi sigara ve içki kokuyordu, Iraz ayıp olmayacağını bilse burnunu kapacaktı. Sanki hiç tarak değmemiş gibi olan saçlarını karıştırırken Iraz'ın omzundaki elini hâlâ çekmemişti. Kelimeleri zar zor toparlayarak konuştu:
"121 numaralı oda nerde? Bilir misin?"
Iraz, adamın sorusunu "Bilmiyorum." diye kestirip atacakken 121 numaralı odada Kızıl'ın yattığını hatırladı. Suratında pişkin bir gülümsemeyle karşısında duran adama bakarken ondan hiç hoşlanmadığını belli eden bir tavırla adamın elini alıp omzundan attı:
"Bu koridordan sağa dönün. Üçüncü kapıydı herhâlde."
Adam çok komik bir espri duymuş gibi sırıtmaya devam ediyordu:
"Teşekkürler küçük hanım."
Adam sallana sallana yürümeye devam etti. Iraz biraz da olsa ürperdiğini hissetti. Öyle bir adamla aynı ortamda bulunmaktan bile tedirgin olmuştu. Hastaneden hızla çıktı. Havanın serinliği uykusunu biraz da olsa açmıştı. Sıkıntılı bir sesle söylendi:
"Artık eve gidip uyunmaz da!"
Okulu hastaneye yakın olduğu için yürümeye başladı. Önünden geçtiği mağazanın vitrininde yansımasını görünce yüzünü buruşturdu. Üstünde hâlâ üniforması vardı, saçları dağılmış, gözleri şişmişti. Saatlerce süslenip gelen tikilerin yanında garip gözükeceği kesindi.
"Sınavdan çıkar çıkmaz eve giderim." dedi.
Etraf yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı. Patronun paketinden aşırdığı sigarayı yaktı. Kime olduğunu bilmeden bir küfür salladı. Cadde, işine koşuşturan insanlarla dolmaya başlamıştı. Yanından geçen tüm o bakımlı insanları gördükçe kendini bir sefil bir böcek gibi hissediyordu. Tiksintiyle yüzünü buruşturdu:
"Nasıl içiyorlar bu boku?!"
Sigarayı yere atıp ezdikten sonra okula doğru yürümeye devam etti.
 Sınavdan sonra okuldan hemen çıktı, ders görecek hâli yoktu. Esneyerek, guruldayan karnını susturmak için bir pastaneye girdi. Sonra bir otobüse atlayıp eve gitti, yatağa atladığı gibi uyuyakaldı.
 Gözlerini zorlukla açtı ve telefonunun saatine baktı, saat ikiye geliyordu. Alarmın çalmasına daha bir saat vardı. Üst katta kalan çift yine kavga ediyor, ortalığı kırıp döküyordu. Iraz, yorgunlukla saçlarını geriye attı. Yatarken perdeyi kapatmayı unuttuğu için gözüne rahatsız edici güneş ışığı geliyordu. Güneş ışığıyla birlikte belirginleşip havada uçuşan binlerce tozu görünce yakın zamanda temizlik yapması gerektiğini fark etti. Uykusunu açmak için soğuk bir duş aldıktan sonra kahve içerken hâlâ kavga eden çiftin gürültüsünü dinliyordu. Daha işinin başlamasına zaman vardı ama giyinip erkenden çıktı.
 Patron şaşkın bir ifadeyle Iraz'a bakıyordu:
"Erkencisin?"
"Bugün içimden böyle geldi."
Iraz mutfağa girdi:
"Selam şef! Nasılsın?"
"…"
"Bende iyiyim. Sağol."
"…"
Şef, yani bu küçük dükkânın siparişlerini hazırlayan kişi altmış yaşlarındaydı, hiç konuşmaz, suratında hep donuk bir ifadeyle dolaşırdı. Çalışmaya başladığı ilk zamanlarda Iraz onunla konuşmaya çalışmış ama hiç cevap alamayınca onu dilsiz sanmıştı. Patronun sonradan söylediğine göre dilsiz değildi, kendi isteğiyle konuşmayı bırakmıştı. Hiç kimse bunun nedenini bilmiyordu. Her ne kadar cevap vermese de ona hatrını sormak Iraz da alışkanlık olmuştu.
 Karınlarını doyurmak isteyen işçiler ve para dilenen dilenciler dışında o gün dükkâna gelen kimse olmamıştı. Kızıl'ı merak etse de ona nasıl ulaşacağını bilmiyordu. Kapanma saati yaklaşırken patronu kasanın başında sigara içerken buldu:
"Patron dükkânda sigara içmemelisin."
Patronun gözleri uzaklara dalmıştı, sıkıntıyla iç çekti. Iraz onu rahat bırakmanın iyi olacağına karar verdi:
"O zaman çıkıyorum ben."
Kapıya yöneldiği sırada patronun zayıf sesini durdu:
"Iraz."
"Evet patron?"
"Bulaşma onlara."
Patrona yaklaşarak sordu:
"Kime?"
"O travestiden uzak dur."
Iraz bunaldığını hissetti. Konuşmanın hemen bitmesi için kafasını sallayarak:
"Tamam, uzak dururum." diye geçiştirmeye çalıştı. Patron sigarasını söndürerek ayağa kalktı ve Iraz'a yaklaştı:
"Ciddiyim. Bulaşma onlara. Aralarında tükenirsin."
Patron Iraz'ın omuzlarından tuttu. Iraz kendini çok rahatsız olmuş hissediyor, uzaklaşmaya çalıştıkça patron daha güçlü tutuyordu.
"Tükenirsin!"
Patronun sesi yükseldikçe Iraz korkmaya başlıyor, kurtulmaya çalışıyordu.
"Bırak beni!"
Ne yapacağını bilemez hâldeyken birisinin araya girip onu ittiğini hissetti. Iraz şaşkınlıkla kendini kurtaran şefe bakarken o patronun yüzüne sağlam bir yumruk atmıştı bile. Patron yere yığılmış, histerik kahkahalar atmaya başlamıştı. Şef tiksintiyle yüzünü buruşturmuştu, Iraz onda ilk kez farklı bir duygunun ifadesini görüyordu. Şaşkınlıkla yerde gülüp duran patrona baktıktan sonra şefe döndü:
"Teşekkürler."
Şef ona "Hadi git artık." anlamında bir işaret yaptı, zaten Iraz da burda daha fazla kalmak istemiyordu. Korku ve şaşkınlıkla dükkândan çıkıp hızla yürürken vücudu birisine çarpmanın verdiği etkiyle sarsıldı. Iraz hemen toparlandı:
"Özür dilerim."
"Seni tekrar görmek ne hoş."
Iraz başını kaldırdığında sabah hastanede karşılaştığı adamı gördü, içi ürpertiyle doldu. Bugün hiç bitmeyecek miydi? Adam sigarasından bir nefes çektikten sonra bakışlarını Iraz'ın çalıştığı dükkâna yöneltti:
"Seni şurdan çıkarken gördüm. Orda mı çalışıyorsun?"
Iraz adamın parmağıyla işaret ettiği yere baktıktan sonra başını "Evet" anlamında salladı. Adam bir espri duymuş gibi sırıtarak:
"Yerinde olsam başka bir iş bakardım." dedi ve yürümeye başladı.
Iraz içindeki ürpertiyi yok etmeye çalışarak hızlıca eve gitti. Kendini güvende hissetmek için kapısını iyice kilitledikten sonra yatağına uzandı. İlk kez üst kattaki çiftin kavga etmeyişine üzüldü. Şu an en az ihtiyaç duyduğu şey sessizlikti. Evde çıkan en küçük sese bile bir anlam veriyor, kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlıyordu. "Keşke televizyonum olsaydı." diye düşündü. En azından bu gergin sessizliği dağıtırdı. "Saçmalıyorum, korkacak bir şey yok." dedi kendi kendini sakinleştirmeye çalışırken. Günün ilk ışıklarını görene kadar gözüne uyku girmedi.
 Uyandığında hava hafiften kararmaya başlamıştı, gerinerek yatağından kalktı ve telefonuna baktı. Saat akşam altıya geliyordu.
"Bayağı iyi uyumuşum."
O gün ne okul ne iş olduğu için rahattı hatta yatağa tekrar uzandı. İç karartıcı grilikteki tavanı izlerken sonunda adam akıllı dinlenebildiği için mutluydu. Karnı guruldamaya başlamıştı. Yüzünü yıkarken aklına Kızıl geldi. Acaba dışarı çıksa onu görme ihtimali ne kadardı? Nasıl olduğunu görmek istiyordu. Çabucak bir şeyler atıştırdıktan sonra dışarı çıktı. Çalıştığı dükkâna doğru yürümeye başladı. Dükkâna yaklaştıkça kalabalık ve sesler artıyordu. Yanından geçtiği kadınlar hararetli şekilde birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Dükkâna iyice yaklaştığında önünde bir insan kalabalığı gördü. Bir polis bağırarak kalabalığı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Iraz telaşla koşmaya başladı. İnsan kalabalığını zorlukla yararak dükkânın önüne geldi. Camlar tuzla buz olmuştu, dikkâtli bakınca dükkânın içindeki duvara sıçramış kan lekelerini gördü. İçeri girmeye çalışırken biri kolunu sert bir şekilde tuttu:
"Ne bok yiyorsun? Bas git hadi."
Iraz kolunu tutan polise baktı, şok olmuş hâldeydi. Kelimeleri zorlukla toparlayabildi:
"Burda çalışıyordum."
Polis Iraz'ın kolunu bıraktı ve sakin bir şekilde:
"Patronun öldürüldü." dedi.
Iraz ne hissedeceğini bilemiyordu, dükkânın içindeki kan lekelerine tekrar baktı. Polis bu sefer dostâne bir şekilde Iraz'ın omzunu tutarak:
"Hadi. Burda olmaman lazım." dedi.
Iraz cevap vermedi. Tekrar insan kalabalığının içine girdi ve hızlı hızlı yürümeye başladı. Başını kaldırdığında iki gündür Kızıl'ın yanında karşılaştığı sarışın çocukla göz göze geldi. Yüzünde kindâr bir gülümseme vardı. Iraz'a bakmayı sürdürerek:
"Üzülme. Orospu çocuğunun tekiydi zaten." dedi ve yürümeye başladı.
Sıkıntıyla iç çekti. Şimdi ne yapmalıydı? İşini de kaybetmişti. Dükkânın karşısındaki kaldırıma oturdu.
"Acaba şef biliyor mudur?"
İnsanlar ansızın işlenen cinayete ilgisini kaybetmiş olacaktı ki cadde eski sakinliğine geri dönmüştü. Iraz'ın duyduğuna göre patronun yüklü bir miktarda kumar borcu vardı. Büyük ihtimal vurulması bu yüzdendi. Kollarına baktı, dün patronun onu tutup sarstığı yerler morarmıştı.
"Hasta herif."
Aklını kaybetmesi belki bu yüzdendi, öldürüleceğini biliyordu. Peki bunun Kızılla ne ilgisi vardı? Neden "Onlara bulaşma." demişti? Başını ellerinin arasına almış düşünürken birisi tarafından dürtüldüğünü hissetti:
"Şşt baksana kız zilli."
Iraz başını kaldırıp kendini dürten kişiye baktı. Üstüne parçalanmış yeşil bir mont geçirmiş yaşlı adam, bir kısmı dökülmüş olan sapsarı dişleriyle Iraz'a gülümsüyordu. Başındaki lacivert berenin altından bembeyaz kıvırcık saçları çıkmıştı. Bu pasaklı görünüşüne tezat şekilde masmavi parlak gözleri vardı. Adam devam etti:
"Sigaran var mı kız?"
"Yok."
Adam Iraz'ı hâlâ dürtüp duruyordu:
"Hiç mi yok?"
"Yok işte! Bas git!"
"Bağırma bana orospu!"
Iraz sinir bozucu bir sesle güldü:
"Bence sigara yerine sabun ara."
Adam sinirle Iraz'a el hareketi çekerek yoluna devam etti.
"Tüm manyaklar buraya toplanmış sanki."
"Kuşçuyla kavga ettiğine göre çoktan bu mahalleden olmuşsun."
Kızıl'ın sesi neşeliydi, Iraz'ın yanına oturdu. Iraz Kızıl'ı görünce sevinmişti.
"Kuşçu?"
"Buralarda ona öyle deriz. Mahalledeki herkesle kavga eder, aldırma."
Iraz umursamazlıkla omuzları silkti:
"Aldırdığım yok zaten. Sen iyi oldun mu?"
"Önemli bir şeyim yoktu zaten. İyiyim."
"Sevindim."
Birkaç saniye sessizce oturdular. Aşağı sokaktan gelen köpek havlamalarını ve balkonlardaki çatal bıçak seslerini dinlediler. Sessizliği bozan Kızıl oldu:
"Patronunun vurulduğunu duydum."
"Evet. Bayağı kumar borcu varmış." Iraz sıkıntıyla Kızıl'ın yüzüne baktı. "İşsiz kaldım. Ne yapacağım bilmiyorum."
"Bir süre ailenden borç iste. Olmaz mı?"
Ailesi aklına gelince Iraz'ın yüzü düştü. Morali bozulmuş bir sesle:
"Olur tabii." dedi.
Kızıl Iraz'ın moralinin bozulduğunu fark etmişti, bilip bilmeden konuştuğu için kendine kızdı. Konuyu değiştirmek umuduyla gülerek:
"Telefon numaranı verir misin?" dedi. "Yine bir köşede dövülüp kalırsam sana ulaşmam kolay olur."
Iraz önce gülse de dövülmek muhabbeti açılınca rahatsız olmuş hissetti. Birbirlerine telefon numaralarını verdiler. Kızıl iç çekti ve ayağa kalkarak üstünü düzeltti:
"Ben gideyim artık. "
"Kızıl? "
"Efendim?"
Iraz da ayağa kalkmıştı Kızıl'ın gözlerinin içine bakıyordu:
"Yine konuşuruz değil mi?"
"Tabii. Neden olmasın? Görüşürüz."
"Görüşürüz."
 Kızıl aceleyle yürümeye başlamışken Iraz da yavaş yavaş evin yolunu tuttu. İşini kaybetmişti ve ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Para için ailesini arama fikri bile midesinde sancıya neden oluyordu ama başka çaresi kalmazsa onları aramak zorundaydı.
 Eve geldiğinde her zamanki gibi kapısını kilitledi ve üstünü değiştirdi. Yatağına oturup bugün olanları düşündü. Patronun ölmüş olmasına hâlâ inanamıyordu. Patronu pek sevmezdi ama onu sürekli görmeye alışmıştı. Şef hiç konuşmasa da onun yanında kendini güvende hissederdi. Artık ikisi de olmayacaktı. Boğazına bir yumruk oturmuştu sanki, kendini çok yalnız ve korkmuş hissediyordu. "Keşke birdenbire yok olsaydım." diye düşündü ama bu kadar kolay kurtulamayacağını biliyordu.
-devam eder-

6 yorum:

  1. Gene güzel bir bölümdü, devamını bekliyoruz u_u

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Alice U_U zaten bi sen okuyosun :D

      Sil
    2. Yanılıyorsun ;)

      Sil
    3. Vav :D Teşekkürler
      (Bu bayağı gizemli bir yorumdu :D)

      Sil
  2. Iraz'ın hastanede karşılatığı adamın Kızıl'a bir şey yapacağını düşünmüştüm ama sonra Kızıl Iraz'ın yanına gelip oturduğunda şaşırdım ama hala ön yargım yok olmadığı için adamın ne olduğunu bilmesem de iyi olmayan bir şeyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Tekrar güzel bir bölümdü. Merakla devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğun için çok teşekkürler Yuu *-*
      Seni şaşırtabildiğime sevindim. :D

      Sil