3 Eylül 2015 Perşembe

"Gereksizler" Bölüm 1:Karsılasma

 "Seni hiç kimse tanımıyor. Rahat ol."
Iraz, rahatlamak için kendi kendine mırıldanırken bir yandan da üstünü başını düzeltiyordu. Tek yapmak istediği ordan kaçıp gitmek olsa da yapamazdı. Üniversiteye gitmek zorundaydı. Derin bir nefes alıp sınıfa girdi ve bir haftadır aynada çalıştığı gülümsemesiyle herkese "Günaydın. " dedi. Birkaç kişinin de ona gülümseyerek karşılık vermesi onu rahatlatmıştı. "Her şey iyi olacak." diye düşünürken boş bulduğu bir sıraya geçti.
 İlk gün düşündüğü kadar sancılı geçmemisti. Henüz kimseyle tanışmamıştı ama en azından kendisinden tiksinen bakışları artık görmüyordu. Yine de biraz hayal kırıklığına uğramış gibiydi, ortamın liseden farkı yoktu. "Ne bekliyordum ki?" diye düşünürken çantasını aldı ve evine gitmeden önce markete uğradı.
 Sakin ve heyecansız günler birbirini kovaladı ve aradan iki hafta geçti. İnsanlarla çok samimi olamasa da en azından gündelik sohbetler yapabiliyordu. Dersler bittiği gibi işine koşuyor ve işten çıktıktan sonra aceleyle eve gelip diğer işlerini bitirmeye uğraşıyordu. Dinlenecek vakti olmaması işine geliyordu çünkü ne zaman boş kalsa etrafı geçmişin hayaletleriyle sarılıyordu. Artık huzurlu hissetse de hayatında hâlâ bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. Çok yalnızdı. Her zamanki monotonlukta geçmiş bir günün akşamında ders çalışırken kulağına cama vurup duran yağmur tanelerinin sesi çalındı. Ders kitabını masaya bırakıp pencereden bakarken:
"Belki de yürüyüş yapsam iyi olur." diye düşündü. Bu şehre taşınalı birkaç ay olsa da daha mahallesini bile adam akıllı bilmiyordu. Üstüne bir hırka aldıktan sonra dışarı çıktı. Şemsiye kullanmayı hiç sevmezdi. Hava iyiden iyiye kararmıştı ve yağmur hızlandığı için cadde boş sayılırdı. Parasının asla yetmeyeceği mağaza vitrinlerine bakarken büyülendiğini hissetti. Derin bir iç çekip başını vitrinlerden kaldırdığında olduğu yerde donup kaldı. Hayır, kötü bir şey olmamıştı. Iraz biraz önce iç çekerek hayran kaldığı tüm mağaza vitrinleri unuttu. Yağmur yüzünden iyice ıslansa da Iraz bunun farkında değildi. Dudaklarından sadece iki kelime döküldü:
"Çok güzel. "
Gözlerini yağmurdan korunmak için bir dükkân altına sığınmış suratında sıkıntılı bir yüz ifadesiyle bekleyen siyah saçlı kadından alamıyordu. Suratındaki ağır ve akmaya başlayan makyajı bile onu çirkin gösteremiyordu. Zaten Iraz'ın dikkâtini çeken kadının mini lacivert elbisesi veya dalgalı siyah saçları değildi. Onu kadına kenetleyen şey bakışlarıydı. Sokak lambasının ışığıyla parıldayan gözleri sanki çok uzaklara bakıyor gibiydi. Sıkıntıyla sigarasından bir nefes çekerek ceketine iyice sarıldı. Yağan yağmura küfreder gibi baktı, nedense yeşil gözleri nefret doluydu.
Iraz yavaş yavaş siyah saçlı kadına yaklaştığının farkında değildi. Hâlâ hayranlıkla ona bakarken siyah saçlı kadının:
"Benimle mi ilgileniyorsun?" demesiyle kendine geldi. Uzaklara dalmış derin bakışları artık ifadesiz bir hâle bürünmüştü, Iraz'a bakıyordu. Iraz başta kadının ne sorduğunu idrâk edememiş gibi boş boş baktı. Kadın zorakî bir gülümsemeyle:
"Genelde kadın müşterilerim olmaz ama bana fark etmez." dedi. Iraz:
"Ne müşterisi?" diye düşünürken kadının:
"Evine mi geleceğim?" demesiyle ne demek istediğini anladı ve kıpkırmızı bir suratla:
"Özür dilerim! " diyip koşmaya başladı. Çok utanmıştı. Telaşlı bir hâlde koşarken siyah saçlı kadın arkasından şaşkın şaşkın bakıyordu.
Iraz'ın kırmızı suratı hâlâ normale dönememişti.
"Fahişeymiş."
Yorulduğu için durdu ve bir kaldırıma oturup gökyüzüne baktı. "Ama çok güzeldi be." Kadının bakışları aklından çıkmıyordu.
 Gözlerini kapamış hâlde suratına düşen damlaların serinliğini hissederken:
"İlk kez bir kadından etkilendim." diye düşündü. Ayağa kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Öyle kaçtığı için kendinden utanmaya başladı. Neden ona "vebalı" muamelesi yapmıştı? Onu gördüğü yere yaklaşırken siyah saçlı kadının yerinde olmadığını fark etti. "Gitmiş." Midesinde bir şeyler ezilmiş gibi hissetti. Yağmur damlalarının yere düşerken çıkardığı tatlı sesler Iraz'da ninni etkisi yapmıştı. Bomboş olan caddede açık olan son dükkânlarda kapanıyordu. Biraz yürüdükten sonra siyah saçlı kadının kahkaha atarak gri bir arabaya bindiğini gördü. Kadının şuh kahkahaları bomboş caddede yankılandı. "Kendine bir alıcı bulmuş demek ki." Iraz tiksintiyle yüzünü buruşturdu ve hırkasına sarılarak hızlıca yürümeye başladı. Hâlâ açık olan bir fırından ekmek alıp eve gitti. Gece yatarken aldığı maaşı düşünürken:
"Kendini satmakta iş var mıdır ki?" diye mırıldanarak uyuyakaldı.
 Ertesi sabah alarmın rahatsız edici sesine küfrederek kalktı ve okul için hazırlanmaya başladı. Aynada görüntüsüne bakarken geçen geceki kadına göre ne kadar bakımsız ve çirkin göründüğünü fark etti. "Bu kadar güzelken fahişelik yapması haksızlık. " Yani sadece çirkinler mi fahişelik yapmalıydı? Çirkinlerin kötü muamele görmesi kabul edilebilir miydi? Bu aklına gelince Iraz utandı ve:
"Bu düşünceler sana hiç yakışmıyor Iraz." diye kendine kızdı. Sabah hava serin olduğu için hırkasına iyice sarılarak otobüs durağına yürümeye başladı. İğne atsan yere düşmeyecek otobüste kulaklığıyla müzik dinlerken gözünün önüne hep o bakışlar geldi. Kendisini o kadar kaptırmıştı ki nerdeyse durağı kaçıracaktı. Her zamanki sahte gülüşünü suratına yapıştırarak herkese "Günaydın. " dedikten sonra dersin başlamasını bekledi. Ders bitiminde aceleyle işe koştururken siyah saçlı kadın aklından çıkmıştı.
  Aceleyle dükkâna girdi ve üstünü değiştirmek için soyunma odasına gitti. Yolda aceleyle bir şeyler atıştırmış olsa da karnı hâlâ gurulduyordu. Hazırlanıp odadan çıkınca patronu gördü.
"Günaydın patron!"
Patron Iraz'ın suratına bile bakmadan:
"Ortalığı bok götürüyor. Süpür." dedi ve gitti.
Iraz arkasından sinirle söylendikten sonra etrafı temizlemeye koyuldu.
  Öğlene doğru yemek yemek için gelen birkaç öğrenci dışında müşteri yoktu. Patron işi olduğunu söyleyip dışarı çıktığı için Iraz oturup rahatça dinlenebiliyordu. Elini çenesine koymuş radyodan çalan saçmasapan pop şarkılarını dinlerken birden bastıran uykusuna engel olmak icin şarkının sesini biraz daha arttırdı. Dükkândaki son müşterisine "Tekrar bekleriz." dedikten sonra:
"Burda yemektense dışkını ye daha iyi. " diye mırıldandı. Hava iyice kararmıştı ama patron hâlâ gelmemişti. Sevdiği bir radyo kanalını açtı ve etrafı son kez temizlemeye koyuldu. O kadar sıkılmıştı ki elindeki süpürgeyi mikrofon gibi kullanarak dans etmeye başladı. Kendini iyice kaptırmışken şaşkın bir sesle irkildi:
"Hâlâ açık mısınız?"
Iraz, utançtan oldugu yerde kaldı ve kıpkırmızı bir suratla:
"Açığız." dedi. Gelen yirmili yaşlarında sarışın bir çocuktu. Çocuk geriye dönerek seslendi:
"Açıklarmış!"
Iraz, suratının normale dönmesi için mutfağa gitti ve kendini sakinleştirmeye çalıştı. Sarışın çocuğun oturduğu masaya gizlice baktı. Tam göremese de masanın karşısında bir kişi daha olduğunu sezdi. Hızlıca tek sayfadan oluşan menüyü önlerine koydu ve başını kaldırmadan mutfağa geri döndü. Iraz, böyle bir yerin neden menüsü olduğunu hiç anlamamıştı ama şu an memnundu. Menüde ne olduğunu anlatmak için bile olsa konuşmak istemiyordu. Biraz zaman geçtikten sonra siparişlerini aldı. Masaya siparişleri bıraktıktan sonra sarışın çocuğun karşısında oturan kişinin ona:
"Teşekkürler. " dediğini duydu. Bu yumuşak sesin geldiği kişiye kısa bir bakış attıktan sonra:
"Afiyet olsun." dedi ve tekrar mutfağa gitti.
 Iraz, biraz önceki utangaçlığını unutmuştu, artık dükkânı kapatmak ve eve gidip uyumak istiyordu. Kasanın başında yarı uyuklarken biraz önce duyduğu yumuşak sesle irkildi:
"Borcumuz ne kadardı?"
Iraz uykulu sesle konuştu:
"On bir lira."
Sesin sahibi bir iç çekti:
"Hep böyle insanlardan kaçar hâlde misin?"
"Efendim?"
Iraz, en sonunda başını kaldırıp bu yumuşak sesin sahibine baktı. Sarışın çocukla aynı yaşlarda olduğu belliydi, üstünde sıradan bir siyah hırka vardı. Iraz, çocuğun alnına dökülen kızıl kâhküllerine bakarken dikkâti kulağındaki küpeye gitti. Kızıl saçlı çocuk sitem dolu bir sesle devam etti:
"Dün kalbimi çok kırdın!"
"Ha?"
"Ne çabuk unuttun beni?"
Iraz ne dediğini anlamaya başlayarak çocuğun gözlerinin içine baktı. O bakışları nerde olursa tanırdı.
Çocuk bir kahkaha atarak:
"Neden bana sürekli şaşkın şaşkın bakıyorsun?" dedi.
Iraz hayret edici bir sesle:
"Nasıl yani?!"
 Çocuk şaşırmış gibi görünüyordu:
"Yoksa sen dün benim erkek olduğumu anlamamış mıydın?"
Iraz kızaran bir suratla "Hayır." diye kekelerken dün gördüğü güzel kadının nasıl erkek çıktığını anlamaya çalışıyordu. Sarışın çocuk sinirli bir sesle söylenerek içeri girdi:
"Ne halt ediyorsun? Dondum dışarda."
Kızıl saçlı çocuk güldü:
"Dün sana bahsettiğim kız buydu bak."
Bu sefer şaşırma sırası sarışın çocuktaydı:
"Hadi be! Tesadüfe bak."
"Dün erkek olduğumu anlamamış."
Sarışın çocuk şaşkın şaşkın Iraz'a baktı:
"Sesinin kalınlığından da mı anlamadın?"
"Sesi o kadar kalın değil ki!"
Kızıl saçlı çocuk Iraz'a sordu:
"Senin adın ne?"
"Iraz."
Artık normal bir şekilde konuşabiliyordu.
"İlk defa duydum. Güzel isimmiş. Bana da Kızıl de."
Kızıl bir şey söylemek için ağzını açacaktı ki sarışın çocuk lafa atladı:
"Geç kalıyoruz!"
Kızıl'ın yüzü düştü ve sıkıntılı bir sesle:
"Sonra görüşürüz Iraz." dedi. Aceleyle çıktılar. Iraz arkalarından bakarken dün gördüğü etkileyici kadının erkek olduğuna hâlâ inanamıyordu. Kendisi şimdiye kadar küçük bir köyde doğup büyüdüğü için bir erkeğin kadın kıyafetleri giyip makyaj yapması onun gözünde çok tuhaf bir olaydı. Büyüdüğü yerde bu tür şeyler hiç hoş karşılanmazdı.
 Aradan üç gün geçti.  Iraz üç gün içersinde Kızıl'ı hiç görmedi zaten onu düşünecek hali yoktu. Sınavları başlamıştı. Dördüncü gün dükkânda müşteri olmadığı için bir köşeye oturmuş ders çalışıyordu. Kapanma zamanı yaklaşmıştı. Iraz boynunu ovarak ayağa kalktı ve gerindi. Hava almak için dışarı çıkınca kesik kesik öksürükler duydu. Başını sesin geldiği yere döndürdüğünde istemsiz bir çığlık attı. Kızıl'ın ağzı yüzü kan olmuş, yerden kalkmaya çalışıyordu. Üstünde kadın kıyafetleri vardı. Iraz ona koşup telaşla sordu:
"Kızıl! İyi misin?"
Sorduğu sorunun saçmalığı için kendine kızdı ve Iraz'ın çığlığı yüzünden dışarı çıkmış patrona baktı:
"Patron yardım et!"
Patron ifadesiz bir suratla bakmaya devam ediyordu.
"Patron!"
Patron tiksintiyle yüzünü buruşturdu:
"Bırak şu siktiğimin travestisini."
Bu sözler Iraz'a keskin bir bıçak gibi saplanmıştı sanki. Etrafına baktı, herkes tiksinmiş bir suratla onlara bakıyordu. Iraz bu sözlerle donup kalmışken Kızıl acı acı gülüp mırıldanıyordu:
"Hah…sikti..ği..min..tra..ves..tsi"
Iraz kendini hemen toparladı. Neden şaşırıyordu? İnsanların ne kadar kötü olabileceğini kendi gözleriyle görmüştü.
"Kızıl,  geliyorum şimdi."
İçeri koşup çantasını aldıktan sonra geri döndü:
"Ayağa kalkabilir misin?"
Kızıl öksürmeye devam ederken başını "evet" anlamında salladı. Iraz Kızıl'ın ağırlığını kendi üstüne verdi, zorlukla kalkıp caddeye yürüdüler. Taksi bulmaları zor olmadı. Neyseki hastane yakındı. Iraz, kendisine yaslanmış acıyla öksürüp duran Kızıl'ın saçlarını okşarken insanların neden bu kadar kötü olduğunu düşündü.
 -devam eder-
 Not: En büyük korkum anlatımımın karışık olması umarım kafamdakileri düzgün aktarabilmişimdir. İlk kez böyle bir şey yazıyorum yani acemiliğim bu yüzden. ^^

4 yorum:

  1. Bence anlatımın çok güzel, hikaye de çok sürükleyici. Devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim ^^

    YanıtlaSil
  2. Kafalarında bir kurgu oluşturduktan sonra bunları kelimelere ve cümlelere dökebilen insanlar harikalar. Ben de devamını bekliyor olacağım.

    YanıtlaSil