21 Mayıs 2015 Perşembe

Renksiz Tsukuru Tazaki Etkisi

 Aslında kişiliğimi ve yaşadığım hayatı sevmiyor değilim. Yalnızlığı seviyorum. Hiç kimseye ihtiyaç duymamayı seviyorum. İnsanları umursamadığım ve onlara ihtiyaç duymadığım için bana yanlış bir davranışta bulundukları an onları hayatımdan çıkartıyorum. Tek başına olmanın rahatlığına o kadar alışmışım ki insanlarla arama çizdiğim sınırı hiç kimsenin -ailem de dahil- aşmasına izin vermiyorum. Ne zaman bir insanla yakınlaşmaya başlasam araya mesafe koyar kendimi geri çekerim, dediğim gibi tek başıma olmaya alıştığım için bir insanla sürekli beraber olmaya katlanamıyorum. Belki de sevgilim olamamasının nedeni budur. Başta yeni bir insanı tanımak eğlenceli geliyor. Tüm içtenliğimle sohbet ediyorum ama yakınlaşmaya başlayıp o sınıra yaklaştığı an karnıma ağrılar giriyor ve hemen kaçıyorum.
  Toplumdan dışlanma hissini ilk kez sekizinci sınıfta yaşamıştım. Dershanedeki ilk günümü çok iyi hatırlıyorum; ilk iki dersi kaçırmıştım. Sınıfa girdiğimde her yer doluydu ve kimseyi tanımıyordum. Sanırım dershaneye biraz geç başlamıştım çünkü sınıfta herkesin birbirini tanıdığını hatırlıyorum. Sıkıntıyla etrafıma bakarken sonunda bir kızın yanına oturmuştum. O ana kadar kendi alanımdan hiç çıkmadığım için böylesine yabancı bir ortamda bulunmak çok stresli gelmişti. Sadece bir kaç arkadaşım vardı ve hepsi çocukluk arkadaşımdı. Yakındık ve genelde iyi anlaşıyorduk bu yüzden kendi alanımdan çıkıp başka insanlarla tanışmayı hiç düşünmedim. O sene dershane gerçekten sıkıcı geçmişti ama okulda çok eğlendiğim için dershanede geçen saatlere katlanabiliyordum. Nedense o seneki anılarım çok silik. Burçak diye bir kızla arkadaş olduğumu hatırlıyorum mesela. Tek hatırladığım ismi ve bulduğu her yere öldürülmüş kızlar çizmesi. Sonra Merve vardı. Benim gibi derslerle alakası olmayan bir tipti. Kore dizilerini çok severdi, sevdiği bir kaç koreli oyuncunun fotoğrafını kalem kutusunda taşır derste onlara bakar dururdu. Bir de adını hatırlayamadığım bir çocuk var. Kilolu ve yüzü sivilceliydi diye hatırlıyorum. Sınıftaki hiç kimse onu sevmezdi, herkesle kavga edip durur ve kaybeden taraf hep o olurdu. Ben de insanların "tuhaf" diye nitelendirdiği hareketler yaptığım için genelde yalnızdım. Topluma ayak uyduramayan dörtlü olarak sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Burçak bir köşede öldürülmüş kızlar çizerken biz de ölüm, cinayet, kan, dehşet vs temalı sohbetlerimizi yapardık. İlginç olan ben o sene hep yalnız olduğumu hatırlıyorum ama bu üç kişiyle arkadaş olduğum bir dönem var. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bir noktaya kadar onlarla beraberim ama bir noktadan sonra anılarımda yoklar. Sanki birden ortadan kayboldular. Hatırlamak için çok uğraştım. Acaba sınıf mı düşmüşlerdi? Dershaneyi mi bırakmışlardı? Her neyse o günlerden geriye bir tek Burçak'ın hala sakladığım defterimde olan bıçaklanmış kız resmi kaldı. Normalde isim hafızam iyidir, en gereksiz insanların bile ismini ve soyadını bilen ben bu insanları nasıl unuttum hala kendime inanamıyorum. Keşke şu an onları bulmanın bir yolu olsa. Ah konu dağıldı.
   Haruki Murakami'nin Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları adlı kitabını okurken aklıma eski anılarım geldi. Bunun sebebi Tsukuru Tazaki'yi kendime çok benzetmem. Hissettikleri, yaşam tarzı, düşünceleri, kendini "renksiz" olarak görmesi… Kitap hakkında detay vermeyeceğim ama kitabın başlarında Tsukuru Tazaki'nin eski çocukluk arkadaşlarıyla olan grubundan bahsediyor. Tsukuru Tazaki onlardan koptuktan sonra insanlarla arasına mesafe koyup hayatının genelinde yalnız yaşamaya başlıyor. Aynı benim gibi. Yirmili yaşlarda sürekli ölümü düşünüyor ama bir türlü uygulayamıyor. Peh, aynı benim gibi.
 Eski şehrimde aslında iki ayrı arkadaş grubum vardı. Birisi okulda tanıştıklarım birisi de bebekliğimden beri birlikte büyüdüğüm kişiler. Okulda tanıştıklarıma bir "grup" diyemem aslında, öyle her şeyi birlikte yapan tipler değildik. Genel olarak bağımsızdık. Bu yüzden Tsukuru Tazaki'nin hikayesini okurken aklıma hep diğer grup geldi. Biz kitaptaki gibi iki kız üç erkek değil üç kız bir erkektik gerçi. Yıllar geçti şu an çok ender görüşüyoruz ama sosyal medya sağ olsun insanların hayatlarında neler olup bittiğini öğrenebiliyorsunuz.
 Çok fazla detay vermek niyetinde değilim ama genel hatlarıyla grubu anlatmak istiyorum. Birisi zenginliğin verdiği etkiyle şımarık ve genelde gıcık bir tipti. Birisi ise neşeli, hareketli ve hazır cevaptı. Diğerine ise sanırım grubun lideri diyebiliriz. Genelde onun dediklerini yapardık, son sözü o söylerdi. Eğer gruptaki birisine sinirlenirse hepimiz o kişiye tavır alır, gruptan kovardık. Tüm iyi rolleri onlar aldığı için bana da grubun eziği rolü kalmıştı. Diğerleri ne derse onu yapar asla kendi istediğim şeyleri söyleyemezdim. Küçüklükten beri böyleydim. Onların hızına yetişemiyordum. Oyun oynarken yorulup nefes nefese kalır, arkalarından bakardım. Şimdi bile kendime sürekli aynı soruyu soruyorum. Neden onlara yetişemiyorum?
  Şimdi de pek değişmemişler aslında. Sanırım iki sene önceydi burdan yakın diyebileceğim ve iyi anlaştığım bir akrabam onlarla tanışmıştı. Akrabam bana hayranlıkla bakarak: "Muhteşem arkadaşların var. Hepsi çok havalı!" Sonra suratında şu bakışı görmüştüm: "Sen neden böyle değilsin?" Şimdi düşününce bu yönden Tsukuru Tazaki'ye benzemiyorum sanırım. O kabul etmese de aslında grupta sevilen biriydi bense tamamen görünmezdim. Sadece insanların dediklerini yapıyordum. İnsanlar kendilerinden zayıf olanları ezmeyi sever bilirsiniz. Grubun itilip kakılanı bendim ve karşı koyacak gücüm yoktu. Ara sıra eğlendiğim ve o zamanlar başka arkadaşım olmadığı için gruptan çıkma cesaretini de gösteremedim. Yine de çocukluğumu düşününce gerçekten eğlendiğim anlar hep tek başıma oynadığım zamanlardı. Sanırım tek başına olmanın muhteşemliğini o zaman keşfetmeye başladım.
 Sekizinci sınıftaki yılımla ilgili bir pişmanlığım var aslında. Adını hatırlayamadığım kilolu ve sivilceli çocuk şu an her nerdeysen senden özür dilemek istiyorum. Sana destek çıkmalıydım. Sen MUHTEŞEM biriydin. Çok eziktim ve her zamanki gibi çoğunluğun yanında yer aldım, üzgünüm. O zamanlar yalnızlıktan korktuğum için ortama ayak uydurmaya çalıştım ve onlar seninle dalga geçerken ben de güldüm. Çoğu şeyi unuttum ama ders bitiminde sınıfta ikimiz kaldığımızda "Bari sen yapma." dediğini unutamadım. Boşver, zaten sonra fark ettim ki benimle de dalga geçiyorlarmış. Keşke gerçekten kendim olma cesaretini gösterebilseydim. Sanırım bu gecelik bu kadar yeter.

4 yorum:

  1. Yalnızlık kadar büyük bir çelişki yok zaten. Seni yaptığı kişiyi ve güvenli olmayı seviyorsun ama ondan nefret ediyorsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ve sanırım her arkadaş grubunun bir Tsukuru Tazaki'si oluyor.

      Sil
    2. Kesinlikle! Bir yanım yalnız olmaktan nefret ederken bir yanım içten içe bu durumu çok seviyor.
      Evet genelde her grupta insanların üstlendiği roller olur ve ben hangi gruba girmeye çalıştıysam hep Tsukuru Tazaki oldum. Bundan memnun muydum? Bilemiyorum.

      Sil
  2. Yazının hepsini okudum.

    Melankoli yapmadığın için çok samimi buldum. Kendine acıyan insanlardan nefret ederim. Çoğu kişi bu tarz yazılarda öyle bir gurbet havasına bağlıyor ki sanırsın yalnız olmasının sebebi kendi değil de başkaları.

    İtiraf edelim, hepimizin yalnız hissetme sebebi kişiliğimizi bastırmamız. İnsanları gerçek düşüncelerimizle tanıştırmazsak yalnız hissederiz. Hem kişiliğimizi bastırıp, hem insanları kendimizden uzaklaştırıp hem de tonlarca arkadaşımız olmasını bekleyemeyiz. Birileri bizi üzecek diye de sonsuza dek saklanamayız çünkü bu dışarısı tehlikeli diye evden çıkmamaya benzer.

    İyice konudan çıktım. Boşver. :D

    YanıtlaSil