26 Mayıs 2015 Salı

Konusuz

  Şu an kafamda uçuşup duran binbir farklı düşünce var ve ben hangisini tutupta yazsam bilemiyorum. Aslında en çokta sosyal fobi üzerine yazmak istesem de ne yazsam tam kestiremiyorum. Gerçi ben bir sosyal fobili miyim onu bile bilmiyorum. Yakın bir arkadaşım çok ısrar etmesine rağmen hâlâ da bir psikoloğa/psikiyatriste gitmeye niyetli değilim. "Bu neyin inadı?" diye sorarsanız pek mantıklı cevaplar veremem sanırım. Sonuçta onlar da insan ve çizdiğim sınırı hiç kimsenin geçmesini istemiyorum. Çoğunlukla şikayet eder gibi görünsem de tüm düşüp kalkmalarımla bu benim kişiliğim ve bunu başkalarının değiştirmesini kesinlikle istemem.
  Diğer ülkeleri bilmem ama bizim gibiler Türkiye şartlarında hep ezilir. Bizim sorunlarımız sorun sayılmaz, her zaman bizden daha kötüleri vardır. "Dışarı çık sosyalleş." derler "Rahat ol, kasma."
Bu gülünç ve beyin yoksunu tavsiyeleri verdikten sonra kendi çok mühim dertlerini anlatmaya devam ederler. Sinirimi bozmamak için hiç kimseye problemlerimi anlatmam zaten.
 Türk insanı akıl vermeyi çok sever mesela. Adamın hayatına baksan hiçbir şeyi başaramamış, sınırlarının dışına çıkamamış ve tek aktivitesi televizyon izlemek olan hayata hep tek yönde bakan bir tip. Bir ortamdayken sizin tek istediğiniz hiç kimsenin sizi rahatsız etmememesidir ama hayır adamımızın size gözü takılmıştır bile. Önce hafif acımayla bakar size ya da zekasının yettiğince sizi küçük düşürecek bir espri yaparak dikkati üstünüze çeker. Sonra o engin hayat tecrübesini(!) sizinle paylaşır ve siz de domates gibi bir suratla o lanet çenesini kapatmasını beklersiniz.
 (Laf arasında geçiştireyim suratı her domates gibi olanı kibarlığından kızarıyor sanmayın. Kendi adıma konuşursam küfürbaz ve kindar biriyimdir.)
  Beni en çok ikilime düşüren şey şuydu: "Gerçekten benim sorunlarım önemsiz ve abartı mıydı yoksa ciddiye alınmalı mıydı?" Gerçi çok düşünsemde bu sorunun cevabı bana bir şey kazandırmayacak. Sonuçta bir sürü sıkıntım oldu ve ben bir şekilde bunların üstesinden gelebildim. (En azından gelmeye çalışıyorum.)
 Bu satırları yazmamın sebebi ise şu aslında; eskiden dolaşmadığım site kalmazdı internette. Sırf benim gibi insanların da var olduğunu görebilmek için belirli kelimelerle -sosyal fobi, yüz kızarması vs.- arama yapar her siteyi gezerdim. Benimle aynı sorunlara sahip insanları görmek beni rahatlatırdı çünkü yalnız olmadığımı anlardım. Sırf insanlara rahat bir şekilde "Merhaba." demek için kaç tane şey uyguladım. İçi boş kişisel gelişim kitapları, ne işe yaradığını hâlâ anlamadığım eft yöntemleri, antidepresanlar (cildiyeci vermişti iki gün kullandım, bıraktım), saatlerce dinlediğim telkinler…
 "İşe yaradı mı?" derseniz size kesin bir cevap veremem ama artık günün sonunda aynaya bakıp içtenlikle "Evet ben mutluyum." diyebiliyorum. Benim için de önemli olan buydu zaten. Her neyse bir gün bu bloga benim gibi birisi gelip bu satırları okursa eğer yalnız olmadığını bilmesini istiyorum.
Sıcağı sıcağına yaşamışken bir örnek vereceğim şimdi:
Annem biraz önce odama geldi ve "X'e gidiyoruz gelecek misin?" dedi. Çok düşünmeden "Hayır gidin siz." dedim. Şimdi eminim onların gözündeki imajım "odasından hiç çıkmayan depresif ve mutsuz bir kız." ama şu an mutluyum ve bulunduğum yerden memnunum. İnsanlar bunu anlamakta neden diretiyor bilmem.
Bu hastalığa yakalanmışsan önünüzde iki seçenek olacaktır -bence-.
1)Kilolarca ilaç yutup sürekli kendinizle savaşıp normal (?) olmaya çalışmak.
2)Kendinizi sevmek, rahat bırakmak ve kabullenmek. (Evet ben ikinci gruptanım.)
Şu an ben dışarı çıkıp kendimi rahatsız bir ortamda hissetmek yerine evde kalıp müzik dinleyerek yazmayı tercih ettim. Çoğu insan bu tarz hareketleri eleştirip "Hayatı kaçırıyorsun." dese de ben öyle düşünmüyorum. Herkesin hayatı yaşama tarzı farklıdır. Sonuçta dünyaya bir kez geliyoruz ve ben zamanımı gereksiz şeylere (kime göre gereksiz?) harcamak istiyorsam harcarım. Sırf insanların belli kalıplarına uymak için kendimi zorlayacak değilim. (Ne yazık ki bunu anlamam için zaman geçmesi gerekti.)
"Sen bu kadar mutluysan neden intihar etmek istedin?" diye sorarsanız onu da başka zaman yazacağım. (Ama depresiflikten değil.)
İki gün sonra buraya yine umutsuz şeyler yazmaya başlarsam da şaşırmayın tabii. İnsanız sonuçta düşüp kalkmamız normaldir. Bir arkadaşım "Bu kötü sandığımız duyguları hissetmek bile güzel aslında." demişti. Bence de her duygunun bir zevki vardır, tadını çıkarmak lazım.
Şimdi ders çalışmam lazım şu lanet sınavı atlatsam daha huzurlu olacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder